Ketum Ve Matem Dolu Bir Zambak

Herkesin bir ağzı var ve sanki kullanmak zorundalarmış gibi, ne olursa olsun kullanıyorlar, kapanmıyor çeneleri; sanki açmazsak, susarsak tüm insanoğlunun varlığı bitecekmiş gibi davranıyorlar, bitecek mi?

-

Hepsinin iki gözü var. Eğer istediklerini göremezlerse meraktan ölecek gibiler. Her şeyi görmek istiyorlar. Ayrıca bir burunları var. Bir çift kulak, bacak ve kol bile var. Sanki her şeyi görmeye hakları varmış gibi. En azından her şeyin kokusunu alabiliyorlar! Ne? İstedikleri her yere gidip her şeyi yargılayabiliyorlar mı? Pek şaşırtıcı değil aslında, değil mi?

-

Hepsi, her zaman böyleydi ve bu değişmeyecek, değişecek mi?

-

Böyle yapıyorlar ki diğer herkes onların bildiği yoldan gitsin. Amma velakin, bundan dolayı "nesil" denen kavram ortaya çıkmıştır, çocuklar yolu uzatır, inşa eder; yeni yol yapar, bulur. Bundan dolayı eskiler yeni olandan her zaman nefret eder.

-

Ben ise, burada yazdıklarımla hayatıma bir "perde" çekiyorum. Sonuçta saklanmanın en iyi yolu en görünen içerisinde yer alıyor. Ama ne zaman içime gerektiğinden fazla bakarsam, yükseklik korkum depreşiyor.

-

Bu nedenler sorularınız cevapsız kalabilir. Hayatın kendisi hiçbir zaman hiçbir şeye cevap vermez, siz "hayatın" sorduğu sorulara cevap verirsiniz. Ruhun parçaları, zamanın tozlu aynalarında farklı bir sizi fısıldar.

-

Eğer buraya kadar okuduysanız, göz atmaya ne dersiniz? Hâlâ vakit var, sonuçta yarın ya da sonraki günlerin hiçbiri bir yere kaçmıyor; biz kaçıyoruz aslında, yarın ne zaman ölmüş de bırakmış bizi?

-

Ayrıca! "Düşleri gerçek sanmaya başlarsanız, onlarda da kusur bulmaya başlarsınız. Herkes, kendi kâbusunu görür. Bir kâbusu kâbus yapan şey, onda anlatılmayan noktalardır. Başkasına anlatılan kâbus değildir artık." Bu nedenle burada yazan hiçbir şey kâbus değildir.

Cat

Ben Kimim?

Ben Kimim?

Selam! Burası benim blog sitem. Adım Ömer, 18 yaşındayım şu an içerisinde. İnternette, Jester Mouse, Seraphine ya da Fetszy gibi nicknameler kullanıyorum. İstediğiniz gibi siteyi gezebilirsiniz! Yazı siparişleri vb. durumlara açığım!

 

Favori Oyunlarım:

-Deltarune ve Undertale

-Minecraft 1.12.2

-Hitman: Blood & Money

-Super Mario 64

-FNaF Serisi

-Disco Elysium

 

Favori Dizi ve Filmlerim

-Breaking Bad

-El Camino

-Better Call Saul

-Dexter

-House MD

-Behzat Ç. Serisi

 

Favori Müzikler

-Tüm Pilli Bebek Şarkıları

-Tüm Toby Fox Şarkıları

-Tüm Radiohead Şarkıları

-Tüm Femtanyl Şarkıları

-Tüm Tally Hall Şarkıları

📔 Günlüklerim

Sol menüden mevsim seç → sonra başlığa tıkla. Yazı burada açılacak.

📝 Denemelerim

Denemelerimi mevsim mevsim ayırdım. Sol menüden seçip okuyabilirsin.

✒️ Şiirlerim

Şiirlerim mevsimlere göre ayrılmış durumda. Sol menüden başlığa tıkla.

Oynayacak Oyun Kalmadı...

25 Haziran 2025

Oynayacak oyun kalmadı...

Tükenince, en azından bir bitkinlik hissi bizi bulduğunda, buna benzer laflar gelir aklımıza; değil mi? Amaç ararsın, bulamazsın; yazmak istersin, yazamazsın; bir iş çıksın istersin ama ortalık o kadar boştur, o kadar sakindir ki yapacak bir şey kalmamış gibidir. Hepsinin oyun olduğunu varsayarım ben. Kalmadı değil mi ne oynayacak oyun ne de yapılacak oyun, istek bile?

Dargınım. Yorgunum. Tek bir kelimeyle ifade etmek yetersiz geliyor çoğu zaman. Anlaşılamamak çok korkutuyor, hele ki yanlış anlaşılmak; apayrı mevzu. Anlatamadığımı hissederim çoğu zaman bundan dolayı.

Bir şeylerde bağ olmalı mı? Yoksa her şey kopuk mu? Hayat, mana katmaya değer mi? Diyelim ki değer! O değeri karşılayabilecek miyiz? Bizim değerimizi ne belirler bu durumda? Diğerleri mi? Yalnızsak değersiz miyiz?

Anlamıyorum. Tükenmişlikten ayrı bir şey bu sanki. Kopukluk her şeyin içinde. Kimse yanımda değilken veya herkes yanımda iken; durum fark etmeksizin, herhangi bir şeye bağlılık hissetmiyorum. Bomboş sanki içim. Enerjim bunu yazmaya bile yetmiyor, içim o kadar mı boş? Kendi varlığımı hissetmiyorum. Var olduğumu göremiyorum, sanki varlığım sona ermiş; bir rüyada yaşıyormuşum gibi. Gerçek ne bilmiyorum.

Farklı Melodiler, Aynı Ezgide Yankılanır

19 Mayıs 2025

Bir fotoğraf bile yoktu aslında. Aklımıza refakat eden hafızamız yeterli herhalde, değil mi? Unutamıyoruz zaten; bütünlüğü, parçaların birliği, kaş göz kulak, ağız, kimin nesini unutabildik? Herkes bir iz bırakmışta gitmiş, değil mi? Kime ne tabii, özlemle yaşayacağız bu hayatı, yavaş yavaş adımlarla melameti tadarak. İnsanın metaneti kalmadıktan sonra, ne işe yarar ki bu adımlar?

Bir kahırdır ki, alışarak yaşamaktan başka bir seçeneği yoktur. Tek seçeneği mukavemet etmektir: vazgeçmek her şeyden, kafaya sıkmak. Yokluğu hissettirenler olur, umursamayanlar olur, konuşmayanlar olur. Görmezler bizi? Sevgi nedir görmemişler galiba, kıymetimizle kıymetlerini bilmezler farkedemezler. Hükmetmek lazım. Yok etmek. Bazen, öyle bir öfke gelir ki: öldüresiye bir kaşık suda boğmak istersin herkesi. Saplantılar, saplantılar; takıntılar, takıntılar; siz mi düşünmüyorsunuz? Yoksa biz mi fazla düşünüyoruz?

Bu deliliği bitiremiyoruz. Hayattan giderek, bizden veya birilerinden koparak bittiğini sanıyorsunuz ama bu döngü devam ediyor. Hayat döngüsü. 

Bir afra tafra ederler, kıskanır mıyız? Belki, bilemiyoruz. Küçüklüğümüzü tatsaydık; saflığı, anlamsızca gelen o mutluluğu, zevk ile yaşayıp oynayışımızı tatsaydık ve tatmaya devam etseydik keşke. Değil mi?

Yaşananları bir kenara bırakmak lazım. Devam etmek ve acıyı ilerletmek. Her gün böyle yaşıyoruz, ne olacağını bilmeden, ne yapacağını ve ne yaşanacağını bilmeden.

Kolay değil tabii. Her şeyi yakıp döküp, yırta yırta, parçalarıyla gömmek lazım. Hiçbir hafriyat çıkartmamalı.

Bir Gün Bir Kadın Tanıyacaksınız

15 Mayıs 2025

 Bir gün bir kadın tanıyacaksınız. Çok güzel olacak, her şeyi. Ağlayacaksınız, yağmur olacak. Dolu dolu olacak gözleriniz, anne sözü dinler gibi masum. Ağlayacaksınız.

 Bir gün bir kadın gelecek, bakacaksınız. Alamayacaksınız gözlerinizi. Çok güzel olacak her şeyi. Bir kitap tutacak elinde. Bir rafa koymak isteyecek onu. Bırakacaksınız bir raf seçecek. O rafta iki kitap seçecek. O raftaki o iki kitabın arasına bırakacak, karşınıza oturacak. Çay ister misin? diyeceksiniz. isteyecek. Çay yapmaya gideceksiniz. Giderken düşüneceksiniz. 'Ne kadar güzel' diye. Çay yaparken düşüneceksiniz. 'Elbisesi ne kadar güzel' diye. Çayı koyarken düşüneceksiniz. 'Gözleri ne kadar güzel' diye. Limon alacaksınız eğilip. eğilirken düşüneceksiniz. 'Dudakları ne güzel' diye. Sonra limonu keseceksiniz. Sonra çayı alıp içeri gideceksiniz. Oturduğu yere giderken düşüneceksiniz. 'Ben n'apıcam!?' diye. Oturacaksınız. Bakacaksınız. O da bakacak. Belki bir şey söyleyecek. Ama büyük ihtimalle şunun gibi bir şey söyleyecek: 'Sanki bana ait değil vücudum' diyecek belki. Sonra çıkıp gidecek geldiği gibi. Siz o kitabı arayacaksınız, bulamayacaksınız. O kitabı ararken düşüneceksiniz. Her şey daralacak, oda daralacak, yatak daralacak, tadı kaçacak. Sonra bir gün bakacaksınız ki hakikaten rüzgar alıp götürmüş Her şeyi. 

 Sonra bir gün bir şey yazacaksınız. Bir gün bir dize söyleyeceksiniz: 'Şarkılarda düşünmek seni bana getirmez ki' Öyle adam olacaksınız sonra işte. Başka türlü olmuyor!' 

 

-Kaan Çaydamlı

Bazen

15 Mayıs 2025

+Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonious olduğunu düşün; Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu... Yalnız kaldığın o anda "n'oldu be, şimdi n'olacak?" diyorsan kaybedensin sen, kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin…

 ...

-Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir? 

+Bazen yanılabilir.

Bazen susar.

Bazen konuşmak ister.

Bazen dinlemek ister.

Bazen yalnız kalmak ister.

Bazen arkadaş ister.

Bazen gitmek ister.

Gider bazen.

Bazen gidemez.

Bazen hiç gidememekten korkar.

Bazıları sonsuz neşeye dolar.

Bazıları sonsuz geceye.

Bazen ölürsün.

Bazen ölemezsin.

Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin.

Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan.

Bazen gidersin, sırf dönebilmek için.

Bazen ağlarsın bayağı.

Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.

Bazen içiyorsun, bazen çok ama çok fazla içmek istiyorsun da ...bazen sen zaten içmeye gidiyorsun.

Bazen Acıbadem'den bir taksiye biniyorsun, Kadıköy diyorsun.

Bazen yüzüne bile bakmıyor.

Bazen bir kadın geliyor oturuyor karşına... ve ağlıyor.

Kadınlar hep ağlıyor.

Bazen bir kadın sana... "En çok korktuğum şey, bir kadının göz yaşıdır" diyor, kendi adına.

"Eğer çok sevdiysem" diyor... "Eğer çok sevdiysem..."

Oysa bilmiyor ki, sevmek de bir... An'a ait.

Her şeyin başı su.

Üşümek

26 Kasım 2025

Üşümek

Herkes,

Görüp görmeyip,

Tanıyıp tanımadığım;

Herkes!

Sanki donuyorlar,

Öyle kazaklar,

Öyle montlar, giyiyorlar ki,

Kendilerini göremiyorum.

Oysa ben!

İçim dışım ateş içinde,

Yakıyorum etrafta ne varsa!

Görüyor herkes, vücudumun küle dönüşünü!

Kıvranıyorum her gün, dört mevsim!

Yaz vakti gelince,

Ateşim körüklenir;

Kış vakti gelince,

Herkes beni söndürmeye yüklenir.

Nedendir ki

Bu yangını söndüremeyişim?

Oysa ben hissetmedim hiçbir zaman:

Ne üşüdüğümü ne titrediğimi!

Üşümek nasıl bir şey?

Onların soğukluğu bana karşı mı?

Eğer,

Bu titreyiş üşümekse;

Hiç üşümeyelim,

Birbirimizi ısıtalım,

Olmaz mı?

Her Şey Uğruna

15 Mayıs 2025

Değmedi...

Bu yapılanlar, ardakalanlar;

Bu cennet, evren;

Bu kahrolası dünya;

Bu mısır tarlası, güneş;

Bu ay, alacakaranlık;

Bu, bazen gözüken yıldızlar;

Bu masa, kağıtla kalem;

Bu çürümüş ciğer, akıl;

Bu kırık kalp, kurumuş gözler;

Bu tozlu cam, boş oda;

Bu sıradağlar, köyler;

Bu yerleşkeler, şehirler;

Bu ülkeler, federasyonlar;

Bu mudur, fedakarlığımız? 

 

Anlamsız hepsi,

Gerek yoktu hiçbirine.

Değmezdi uğraşlarımıza,

değmedi de.

 

Bir akıntının zıddına yüzmeye,

Kayık çekmeye,

Ne gerek var?

 

Uyanınca,

Yanağımda kurumuş gözyaşları,

Felç vücudum,

Sizde beni bırakmazsınız değil mi?

 

Oysa nereden bilebilirdik?

Hepsinin nafile olduğunu,

Bu dipsiz çukura yutuluşu.

 

Bilmem,

Ne kadar geçti üstünden,

Umurumda benim, HÂLÂ!

Her ne kadar sen unutsanda.

 

Oysa çok masumdum,

Çok şey istemedim.

Annem, babam;

Ablalarım, arkadaşlarım;

Kalemim, Kağıdım

Yalnızlığımı götürebilir misiniz?

Benimle ağlasaydın,

Gülseydin; olmaz mıydı?

Gidişine her bir parçam ağladı.

Özlem ne pis duyguymuş meğer?

Oysa her bir acı böyle değer.

 

Bazen kan akıtmak istedim,

Kefaret uğruna;

Bazense barışmak istedim,

Sefalet uğruna.

 

Bazen sımsıkı sarılmak

Ve kokunu almak istedim,

Unutmamak uğruna;

Bazense acıyı tatmak,

Kan kusmak istedim,

Bir daha hatırlamamak uğruna.

 

Bazen kurumuş yüzümü sildim,

Bazense ağlayarak ıslattım;

Bazen kızarık, o kuru gözlerimi  sildim,

Bazense onları ben kızarttım;

Bazen saçımı yoldum, kopana kadar,

Bazense güzelce taradım.

 

Bazen hiçbir şey istemedim,

Bir boşluk uğruna;

Bazense "sanki" çok şey istedim,

Her şeyim uğruna.

 

Bu bazenler ile yaşadım,

Bu bazenler ile ölmek istedim;

Her şey uğruna...

Eğer Varsa

15 Mayıs 2025

Eğer tanrı varsa,

Ondan tek bir isteğim var. 

Beni gerçeklikten kopart, 

Uzaklaştır gerekirse. 

 

Bir dileğim vardır, 

Hiçbir zaman tutmaz mı?

Böyle olmalı mı?

Son bir kez 

Sesini duymak istedim diye, 

Ne gerek vardı bu acıya?

Elimde değil ki 

İstemediğim halde, 

Yalnızlığa büründüm

Uyku tutmaz halde. 

 

Ne gerek vardı bu acıya, değil mi?

Ama yapmasam olmazdı, orası belli. 

 

Umudum kalmamışta olsa, 

Son bir kez istedim. 

Dilekler, tutmaz mı hiç?

Eğer bir tanrı varsa, 

Beni duyuyorsa, 

Tek bir dileğim var,

Bunu biliyorsa... 

Anlayamazdın

14 Mayıs 2025

Nedendir Bu Hüzün, Bilir Misin?

Ne Kefaret, Ne De Pişmanlıktır. 

Bildiğinden Emin Misin?

Rüyalar Aklından Akmıştır. 

 

Beyhude Ömrüm, 

Nafile Hepsi. 

Kolları Kestin, 

Yürekleri Ezdin. 

 

Gözlerinde Bir Perde, 

Burnun Mu Tıkalı?

Bu Kokuyu Nasıl Alamadın?

Senleyken Titreyen, 

Bu Eller, Bu Gözler;

Hiç Mi Göremedin Birini?

 

Gün Yüzü Görmez Bu Kelle. 

Kaygıların Kalmadı Herhalde. 

 

Geç Kalmadın Aslında, 

Erken Geldin. 

Böyle Görmeni İstemezdim. 

 

Hiçbir Zaman, 

Ne Benle Yaşadın

Ne De Bir Başkasıyla. 

Nereden Anlayabiliyorsun Ki?

Anlayamazdın.

Denemekten Zarar Gelmezdi Lakin

Anlayamazdın,

Anlayamazdın...

 

Ufak Bir Temas?

Beraber Yansak?

Beraber Gülüşsek, Bakışsak?

Bunlar Olmadan Nasıl Anladın Ki?

Anlayamazdın, Değil Mi?

Anlayamazdın... 

Olmaz Mı?

14 Mayıs 2024

Olmaz Mı?

 

Bilmezler,

Görmezler,

Anlamazlar,

Yapamazlar,

Benim elimi tutamazlar,

Kolumdan akan kanı,

Götüremezler.

 

Görmezler içimdeki yangını,

Ne zaman tutuştuğunu,

Ne zaman söneceğini;

 

Yapamazlar hiçbir şey,

Yapamazlar,

Her zaman kurur;

O akan gözyaşım.

Razıyım

14 Mayıs 2024

Razıyım

 

Islattın beni bu zehrinle,

Sebebi sensin bu yağmurun,

Yağmaya devam et,

Lütfen boğulayım bu zehrinde

 

İstemez misin bu hisle sarhoş olmak?

Ya da gömer misin beni bu ağacın altında?

Yoksa elimi mi tutarsın yıldızların altında?

İstediğini yap, ben sana razıyım...

Sonu Yok Mu?

14 Mayıs 2024

Sonu Yok Mu?

 

Ne için beklerim ben,

Ama ne için?

Bir özlem mi var,

Bir sevda mı var?

Saatler geçer durur karşımda,

Kanı çekilmiş adama

Korku ile bakıyor bu geçitler.

Her şeye rağmen, sıkılsam da;

Oturur vakti öldürürüm,

Öldürür, kendimi avuturum,

Yolculuk

5 Ağustos 2023

kaybetmekten başladık yine yola
yolun sonu gözükmekte hazır ol ama
bilemezsin, bilemez insan taşımasını
yolunda ne göreceğini, çiçeklerin açışını 

yine aşılmakta, yine başlamakta;
çökme delikanlı ayaklarına,
bakakalma, bakma sakın bu vahşet dolu yaşama;
sevdiğini söylemeye utanma.

göz göze bakmaktan korkma,
baktığın şey canavar değil sonuçta;
kolla kendini, sarıl kendine kollarınla,
mavi gökyüzü, karanlık geceler hep yanında

istemez miydin şimdi yanında olmasını,

görecek misin nereye adım attığını?

Yapayalnız

22 Nisan 2023

Ey Ketum, Matem dolu Zambak;

Yapımsızdır bu Ahmak;

Ne girişi var, ne de sonu;

Tutunamaz bu Ahmak.

 

Omzumdan koluma, 

Uzanıp duran ağrı,

Geçecek misin sarılınca,

Bu direnilmez ağrı.

 

Girişemezsin, bitiremezsin,

Bir el veremezsin.

Dalı görsen de tutamazsın,

Sadece bir Ahmaksın. 

 

Ancak böyle anlarda hatırlarız

Ne kadar insan olduğumuzu,

Bazen sadece zaman gösterir sonu,

Ağlarız yeniden.

 

Ey Ketum, Matem dolu Zambak;

Yapımsızdır bu Ahmak;

Ne girişi var, ne de sonu;

Tutunamaz bu Ahmak

Manifesto

Şubat 7, 2026

Herkesin bir ağzı var, ve sanki kullanmak zorundaymış gibi, ne olursa olsun kullanıyorlar; çeneleri hiç kapanmıyor. Sanki konuşmazsak—sessiz kalırsak—insanlığın varlığı sona erecekmiş gibi davranıyorlar. Öyle mi?

Hepsinin iki gözü var. Görmek istediklerini göremezlerse, meraktan ölecekmiş gibi görünüyorlar. Her şeyi görmek istiyorlar. Ve bir burunları da var. Bir çift kulak—bacaklar ve kollar da. Sanki her şeyi görme hakları varmış gibi. En azından, her şeyin kokusunu alabilirler! Ne—bu demek oluyor ki istedikleri yere gidebilir ve her şeyi yargılayabilirler mi? Pek de şaşırtıcı değil, değil mi?

Hep böyleydiler ve bu değişmeyecek—değil mi?

Bunu, herkesin bildikleri yoldan yürümesi için yapıyorlar. Ve yine de bu yüzden, "nesil" denilen kavram ortaya çıktı: çocuklar yolu uzatır, inşa eder; yeni bir yol yapar, bir yol bulurlar. İşte bu yüzden eskiler her zaman yeniyi nefret eder.

Bana gelince, burada yazdıklarımla hayatımın üzerine bir "perde" çekiyorum. Sonuçta, saklanmak için en iyi yer, en görünür olanın içidir. Ama ne zaman gereğinden fazla içime bakarsam, yükseklik korkum alevleniyor.

Bu nedenlerle, sorularınız cevapsız kalabilir. Hayatın kendisi hiçbir şeye cevap vermez; "hayatın" sorduğu soruları siz cevaplarsınız. Ruhun parçaları, zamanın tozlu aynalarında, farklı bir seni fısıldar.

Buraya kadar okuduysanız, etrafa bir göz atmaya ne dersiniz? Hâlâ zaman var—sonuçta, ne yarın ne de onu izleyen günler hiçbir yere kaçmıyor; kaçan biziz. Yarın ne zaman öldü de bizi geride bıraktı ki?

Ayrıca! "Rüyaları gerçek sanmaya başladığınızda, onlarda kusurlar bulmaya da başlarsınız. Herkes kendi kâbusunu görür. Bir kâbusu kâbus yapan şey, içinde anlatılmadan bırakılan noktalardır. Başka birine anlatılan bir kâbus artık kâbus değildir." Bu nedenle, burada yazılanların hiçbiri kâbus değildir.

'Neden böyleyim?' diye sormak kötü bir soru değil. Hâlâ aynı kişisin, ve olmasan bile; kendini olduğun gibi sevebilir ve bu şansa sahipsin. Ve sevmesen bile, sana sevmeyi gösterecek ya da seni olduğun gibi sevecek insanlar olacaktır. Olanlar için üzülme, hayatını planladığında hayatın da başka şeyler planladığını fark et. Bu yüzden kimse hayatın ne getirebileceğini bilmez. Ve sonra, bir daha 'neden böyleyim?' diye düşünmek zorunda kalmazsın. Bil ki, her insan doğru olandır; doğru olan yedi kez düşse bile, tekrar tekrar, ayağa kalkacaktır. Yani, sen yaratıcının kendisisin; depresyonun, mutluluğun hepsi senin tarafından. Herkes birdir. Sonsuz ol, sınırsız ol. Ara ve bulacaksın; kapıyı çal ve ya cevap alacaksın ya da kapı açılacak; çünkü her çabanın bir karşılığı vardır. Birbirinizi yargılamayın. O halde, düşünme; sadece dile! Böceklerin de böyle yaptığını görmüyor musun? "Olmak ya da olmamak" artık önemli değil.

  • Yarın için endişelenme, bugünün endişesi yeter.
  • Sabah güneşine ve düştüğünde geceye yemin olsun; yine de rabbin seni terk etmedi, sana karşı nefret de etmedi.
  • "Neden böyle olduğunu sormak sorun değil. Bu, hâlâ burada olduğun, hâlâ baktığın anlamına gelir."
  • "Sevgiyi hak etmek için yeni biri olmana gerek yok. Sadece var olmana yeter."
  • "Eğer bugün kendini nazikçe tutamazsan, başka biri sana ellerini ödünç verecektir."
  • "Hayat için planlar yaparsın. Hayat senin için planlar yapar. İkiniz de izin istemez."
  • "Gelecek bir hüküm değildir. Işıkları kapalı bir odadır."
  • "Yedi kez düşmek seni yanlış yapmaz. Kalkman seni sen yapar."
  • "Duyguların kırık olduğunun kanıtı değil—sadece gürültülü bir dünyada canlı olduğunun kanıtı."
  • "Sen hem yazar hem okursun. Sayfa acıtıyor, ama hâlâ çeviriyorsun."
  • "Herkes farklı isimler taşıyan bir hikâyedir. Haklı hissetmek için sayfaları yırtma."
  • "Sabırda sonsuz ol. Denemede ebedi ol."
  • "Çal. Kapı sana borçlu olduğu için değil—çaba geri yansıdığı için."
  • "Yargılama. Sen onların savaşlarını hiç vermedin, onlar da seninkileri hiç tutmadılar."
  • "'Olmak'ı fazla düşünme. En küçük yaratıklar bile yine de ilerliyor."
  • "Cesurca dile—sonra dileğin seni duyabiliyormuş gibi yürü."

Bu bir son değil. Bu bir perde.

Görünenin ardında saklanan bir başlangıç.

Ölüm İle Yaşam Arasında Yolculuk: Mutluluğun Aranışı

10 Mayıs 2025

 

Ölüm İle Yaşam Arasında Yolculuk: Mutluluğun Aranışı

 

Her otorite konumunu korkularla belirler. İnsanın hayatını mahveder, onları korku ile gütmek. Karşındakinin yüzüne bakamazsın, tek gördüğün o eller olur. Düzen, tekerleme bozulunca ve bilmeyip, anlamadığı bir şeyle karşılaşınca insan ne yapacağını bilemez ve korkuya kapılır. Yalnız kalmak ister. Ancak korku dengeyi sağlama açısından, diğer duygulardan daha çok belirgindir. Çünkü, monoton hayatımızdaki otonom hareketler ani bir refleks ile duruverir, korku hissedilir hissedilmez, ama mutsuz biri işine ve otonom hareketlerine devam edebilecek bir halde olur genelde. Tıpkı sevgi, hüzün vb. birçok duygu da olduğu gibi bir sürü farklı tarafı vardır korkmanın. Korku, bana göre, intiharın an yaygın sebeplerinden biri olabilir. Çünkü, yarına olan korku mahveder insanı, yarının ölmeyeceğinin garantisi vardır ve bizim yoktur, bundan korkarız, "Yarında mı? Yine mi? Ah, şu göz bir daha açılmasa" denilir hep.

 Ama asıl olması gereken "Yarının" ölmeyeceği için umut beslemek, insanın ne ahmak olduğu buradan bellidir zaten, ölmeyen birini daha göremeden bırakıyor. Her şeyi değiştirmek için bir umut var hala, yarından korkarak ve dünden pişman olarak geçmez bir ömür, evet yıllar geçti ama hala umut var bir dala tutunulacak. Hala vakit var, sonuçta yarın bir yere kaçmıyor, yarın ne zaman ölmüşte bırakmış bizi?

 

 Mutlu olmaya çabalamak, en anlamsız zorlamadır. Bir insanı mutlu eden nedir diye bakındığınız da, karşılaşacağınız; sevilenler ile vakit geçirme, ruh halini yükseltip kişisel vakit ayırma, gelişim, sağlığa önem, minnettarlık, yeni deneyimler, yardım, kabullenip şükretme vb. eylemler, özellikle insan ilişkileri gibi birçok şey olur. Ve çoğu insan kendi gelişimi ile kendi hayatının maddî ve manevî kavramlara yüklediği anlamların sahibi olarak "Ebedî Mutluluk" denen şeye erişebileceğini düşünür. Lakin insanı, insan yapan diğer şeylerden biri ise insanın içinde "Ebedî Mutluluk" diye bir şeyin olmamasıdır, bunun sebebi insan aykırıdır ve düzene karşı çıkar; kimi zaman bencilliğinden, kimi zaman yalnızlığa kapanmasından, kimi zaman daha birçok sebepten dolayı olmaktadır bu. Ve her mutluluğun bir sonu vardır, bu sonu insan geç görür. Bu hayattan memnun muyuz?

 

 Ben cevabımı vereyim: Emin değilim, yolunda olan o kadar şey varken, ben yine de mutsuz olabiliyorum. İnsana asıl mutluluğu veren, değerlerdir. Değerler, genel olarak insanı mutluluğa götürür; bazen herhangi bi' değer bizi mutlu, nefret dolu ya da üzgün yapabilir. Bu değerleri bilmekte var tabii, insanların her biri bir değerdir, paylaşmak iyi gelir insana. İnsanın mutluluğu, onun anlamlılığına ve değer sahipliğini bilmesine bağlıdır. Ve ne yaparsam yapayım, benim için, bu hayat anlamsız, değerlerse deliliğe götüren bi' kavram oldu.

 

 

 

 Anlamı insan kendi kurar, kendi bulur, kendisi inşa eder; bazılarıysa bulamaz, kuramaz, inşa edemez. Bu bazen acı dolu, bazense, "yaşasın" dedirten anlamsız bir hayat verir insana. Bu noktada değerlerine sığınır insan, çünkü ona anlam veren ve kalan son şeydir değerler. Bu değerlerden memnuniyet duyulmadığında, huzursuzluğun hapsine gireriz. Şimdi sorduğum soruyu tekrar düşünün, net değil hâlâ, değil mi? Orhan Veli'nin "Yaşamak" adlı şiirinde dediği gibi:

 

Biliyorum, kolay değil yaşamak;

 

Ama işte

 

Bir ölünün yatağı hâlâ sıcak,

 

Birinin saati işliyor kolunda.

 

Yaşamak kolay değil ya kardeşler,

 

Ölmek de değil;

 

 

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

 

 Ölmek ne kadar zorsa, bi' o kadarda basittir. Yaşamaksa komplike bir kavramdır. Yaşamak kargaşa ve fırtına doludur. Mutluluk da öyle, doğduğumuz zaman mutlu muyduk? Ölmeden önceki dakikalarda, mutlu olacak mıyız?

Kusmak

25 Haziran 2024

"Bazen özlemin kırıntılarıyla besler seni aşk, öyle ki üşüyen yüreğine bir rüzgâr daha gelir bir anda. Mutluluğun bir anda darmadağın olur. Sanki bir dağılmış bir şey kalmamış gibi huzurunda bir sınırı olduğunu fark edersin. Arıtıcı bir şey gerekir artık, o anda ona ihtiyaç duyarsın, yanında olmadığını görünce ise kolların ağrır sarılacak bir canlı bulunmadığından."

Yalnızlığı hissetmeye başlarsın bu anda, sonra bi' bakarsın artık barınağın bir mağaradan farksızdır. Çıkmak istemezsin bazen, bazense ölesiye kendini dilim dilim doğramak istersin, sonra karşına bir anda yine çıkar, bir şans bile bulunmaz artık bu hayatta.

Gerçekten isteyerek vereceğin ve memnuniyet duyacağın bir emek bulunmakta mıdır bu hayatta? Bulunmaz tabii, bulunmaz. Niye olsun ki? Olsaydı huzursuzluğu çıkartan 'yine' biz olurduk. İnsanın huzurlu ve yalnızlıktan acı çekmediği bir çağ olmadığını görüyoruz bu hayatta.

Göz yaşlarımla besleniyorum ben, yapabileceğim bir şey yok. Bana umut veren tek şey göz yaşlarımın kurumasıdır. Önceliğim yoktur, kafama göre takılan çulsuzun teki olarak yaşamıma devam ediyorum ben.

Sonsuz mutluluk, mutsuzluğa mı yol açar? Ya da Ebedî yalnızlık, huzura mı götürür insanı? Sıkılmaz mı insan tek başına, herhalde, ebedî olmasa da herkes tek başına, tek başımızayız bu dünyada; bazen bir kahvede dostlarla, bazense odanızda; bazen bir bankta aşkınla, bazense bir mezarlıkta; tek başınasın, tek başımızayız.

İnsan, ne acımasız ve ne doyumsuz bir varlık biliyor musun? Hiç kimse birbirine iyi bir tat vermemekte, bununla beraber değersizliğimizi öyle bir yüceltiyoruz ki, sanki önemli tek şey, biziz ya da herhangi kimse.

Gerçekten, herkes bu hayata yaşamaya niye devam ediyor? Ne var ki görecek, tadacak? Her biri sırtımızdaki yükü arttırmaz mı?

İnsan demişken; insan türü, insanlığını nereden elde ediyor, insan diyoruz ama insan nedir ki tam olarak? Bir insanı nasıl tanımlayabiliriz? İnsan karışık, darmadağın bir varlık gerçekten.

Çok yalnızız bu hayatta. İçimize esen esintinin boğukluğu, gördüğümüz manzaraların boşluğu, sevdiklerimizin veyahut sevmediklerimizin aldatışı, aldanışı; devamsız bir şekilde ilerlemeye çalışan adımlardan farksız, yalnızlığımız ağır basmaya devam ediyor.

Ölsem, bir şey değişir mi? Bu dünyanın, birinin, hayatın yaşamama ihtiyacı var mı? Nedir ki bu, bu yaşantılar, bu hasret dolu gözlere bağlanmış ve içime gömülü kalbim?

Belki de biz; suçu anlamlara yüklüyoruz, bir suçu anlamlara, insanlara ve hayata yıkmaya çalışıyoruz. Cezamız nerede? Kendi vicdanımız yetmez mi ceza olarak?

Bu dünya da gerçek olan ne? Kesinlik sunabilir misin bana? Bir gerçeğin bulunduğunu kanıtlayamadığımız bu hayatta, dünya da bizimle ölüyor, evren de beraberinde ölüyor. Kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kanıtlanamazlığı.

Sisifos

4 Ağustos 2023

Eğilip düşünüyorsunuz... "Acı duymak, üzülmek neyi değiştirir? Hak ettiğim nedir? Karşılığın olmamasına dert etmek ne değiştirir?" Bu soruların gölgesinde yaşamın anlamını arıyorsunuz. Belki de hayatın karmaşasında, Sisifos'un taşı gibi, sürekli yukarı çıkıp tekrar aşağı düşmenin anlamını anlamaya çalışıyorsunuz.

Bir yanıyla Albert Camus'nun felsefesine göre, hayatın anlamı sorgulanır. Sisifos gibi, taşı tepeye çıkarırken bile bilir ki tepeye vardığında taş yine aşağı düşecek. Ancak belki de Sisifos'un taşı sadece bir metafordur. Belki de anlam, taşı tepeye çıkarırken değil, çaba ve iradeyi ortaya koyarken yatıyor. Albert Camus, hayatın absürditesini kabul ederken bile, anlamın kendi çabalarımızda yattığını vurgular.

İşte burada stoacılık devreye girer. Zorluklar karşısında içsel dengeyi bulmak ve yaşamın akışına boyun eğmek stoacılığın özünü oluşturur. Sisifos'un taşıyla olan çabası aslında onu güçlendirir ve onu özgür kılar. İçsel huzuru ve erdemi bulduğunda, taş tepeye çıksa da çıkmasa da, ne olursa olsun içsel bir zafer elde etmiş olur.

Hayatın absürditesi ve Sisifos'un taşı, yaşamın kendisi kadar gerçektir. Albert Camus'nun felsefesiyle ve stoacılığın öğretileriyle birleştiğinde, hayatın anlamını bulmak için var gücümüzle çabalamanın ve içsel dengeyi korumanın önemi anlaşılır. Her adım, her çaba, her duygu, anlam ve irade ile doludur.

Unutmayın, hayat bazen Sisifos'un taşı gibi görünebilir, ancak sizin çabanız ve içsel gücünüz, bu taşı tepeye çıkarmayı ya da inmeyi anlamlı kılar. Yaşamın anlamını ve hayatta mücadele etmenin gücünü kavramak, bilgelikle iç içe geçmiş bir özgürlüğün kapılarını açar.

Ve belki de, her gün yeni bir amaca yürüdüğünüzde, taşı tepeye çıkarırken yahut çıkarmazken, hayatın ne kadar anlamlı olduğunu görebilirsiniz. Siz de, her adımınızı bir amaç için atarken, her zorlukla başa çıkarken ve içsel dengeyi bulurken, Sisifos'un taşını taşıyan ve hayatın gerçek anlamını arayan birer filozofsunuz.

Tavana bakıp zamanı öldürmek... Yatakta kıvranmak... Yaşamak... Şema yapmak... Ağlamak... Dert etmek... Terlemek... Yapışmak... Anlamsızca bağlanmak... Çukurdan çıkmak... Çukura düşmek... Uyumak... Yatmak... Kalkmak... Kalkamamak... Yaşamın amacı kalmadığına ikna olmak... Değişene kadar beklemek... Yeni bir amaç bulmak... Tüm hayatın neyden ibaret olduğuna bakmak ve değiştirmeye çalışmak... Yumruk yiyip yere düşüp yıllarca yerde yatmak... Ayağa kalkmayı beklemek... Hayatın sana karşı yapacağı planları beklemek... Ölümün vuracağı yumruğu beklemek... İstenilen dönütü beklemek...

Neyi değiştirir?

hayatta ilerlediğimiz yolda gerçeği görüyor olmamız, bizim yolumuzu daha çok zorlaştırır. sonuçta yok olmakta, olamamakta bir kabus senaryosudur. shakespeare'de aynı şeyi demiş: "olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu." bize bu yolda umut verebilecek tek şey; biziz aslında, biz bu yolda tek başımayız, kimse bu yolu bizim için ya da kendi için ya da başka bir neden için, bizim yolumuzu gitmeyecek. ya koşacak, ya yürüyecek, ya da sürünecek; bu yoldan gidilecek. 

 

Sorularınız yanıtsız kalabilir, taş tepeye çıkarken düşebiliriz; ancak hayatta mücadele etmek, Albert Camus'nun felsefesi ve öğretileriyle içsel bir zafer elde etmek anlamına gelir. Ve belki de, tüm bunlarla yüzleştiğimizde, tüm bu içsel yolculuklar ve dönüşümlerle, Sisifos'un taşıyla yüklendiğimiz gibi, hayatın anlamını taşıdığımızı fark ederiz.

Yarının Korkusu

19 Nisan 2023

 Her otorite konumunu korkularla belirler. İnsanın hayatını mahveder, onları korku ile gütmek. Karşındakinin yüzüne bakamazsın, tek gördüğün o eller olur. Düzen, tekerleme bozulunca ve bilmeyip, anlamadığı bir şeyle karşılaşınca insan ne yapacağını bilemez ve korkuya kapılır. Yalnız kalmak ister. Ancak korku dengeyi sağlama açısından, diğer duygulardan daha çok belirgindir. Çünkü, monoton hayatımızdaki otonom hareketler ani bir refleks ile duruverir, korku hissedilir hissedilmez, ama mutsuz biri işine ve otonom hareketlerine devam edebilecek bir halde olur genelde. Tıpkı sevgi, hüzün vb. birçok duygu da olduğu gibi bir sürü farklı tarafı vardır korkmanın. Korku, bana göre, intiharın an yaygın sebeplerinden biri olabilir. Çünkü, yarına olan korku mahveder insanı, yarının ölmeyeceğinin garantisi vardır ve bizim yoktur, bundan korkarız, "Yarında mı? Yine mi? Ah, şu göz bir daha açılmasa" denilir hep. 

 Ama asıl olması gereken "Yarının" ölmeyeceği için umut beslemek, insanın ne ahmak olduğu buradan bellidir zaten, ölmeyen birini daha göremeden bırakıyor. Her şeyi değiştirmek için bir umut var hala, yarından korkarak ve dünden pişman olarak geçmez bir ömür, evet yıllar geçti ama hala umut var bir dala tutunulacak. Hala vakit var, sonuçta yarın bir yere kaçmıyor, yarın ne zaman ölmüşte bırakmış bizi?

"Sözde" 2025'in galerisi

Jester Mouse Karakterinin İlk Kağıda Dökülüşü

Ve burada da Behzat Ç.

Drawings I Made When I Was In Highschool

🎫 Pul Koleksiyonum

İnternet gezintilerimden topladığım dijital pullar.

Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp Stamp